Nerede Kalmıştık? Bir "Virgül"ün Ardından Hayata Dair...
Uzun bir aradan sonra yine sizlerleyim.
Klavyenin tuşlarına dokunmayalı, sizlerle bu satırlar aracılığıyla dertleşmeyeli epey zaman geçmiş. İnsan bazen hayatın o çılgın koşturmacası içinde, en sevdiği duraklarda soluklanmayı unutuyor.
Benimkisi de öyle bir unutuş değil de, belki de zorunlu bir "es" diyelim. Hani müzikte notaların arasındaki o kısa sessizlikler vardır ya, parçanın geri kalanı daha anlamlı duyulsun diye konulmuştur.
İşte ben de hayatımın o sessiz anına çekildim bir süredir.
Ama müjdeyi vereyim; o "es" bitti, melodi yeniden başlıyor. Ve söz veriyorum, artık sık sık köşemde sizlerleyim.
Peki, bu yoklukta neler birikti heybemde? Aslında tam da bu "yokluk" hali, yani durma hali üzerine konuşmak istiyorum bugün sizlerle.
Farkında mısınız, korkunç bir hız çağında yaşıyoruz. Sabah alarmın o sevimsiz sesiyle gözümüzü açtığımız andan, gece yastığa başımızı koyduğumuz ana kadar bitmek bilmeyen bir maratonun içindeyiz.
Sürekli bir yerlere yetişme telaşı, cevaplanması gereken mailler, "like"lanması gereken fotoğraflar, izlenmesi gereken diziler, kaçırılmaması gereken gündemler...
Sanki bir an dursak, sanki bir an "Ben bugün hiçbir şey yapmayacağım" desek, dünya dönmeyi bırakacakmış gibi bir yanılgı içindeyiz. O meşhur FOMO (Fear of Missing Out - Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) iliklerimize kadar işlemiş durumda. Herkesin hayatı vitrinde, herkes çok mutlu, herkes çok meşgul ve herkes çok "başarılı" görünürken; durup dinlenmek adeta bir tembellik, hatta bir suç gibi algılanıyor.
Ben bu arayı verdiğimde şunu fark ettim: Ben durduğumda dünya durmadı. Güneş doğmaya, mevsimler değişmeye, trafik sıkışmaya devam etti. Ama değişen bir şey vardı: Benim tüm bunları algılama biçimim.
Sürekli koşarken manzarayı kaçırıyoruz sevgili okurlarım. Hızlı trenin camından dışarı bakmak gibi hayatımız; her şey flu, her şey birbirine geçmiş bulanık renklerden ibaret. Oysa hayat, o bulanıklığın içindeki net detaylarda gizli.
Bir kahvenin kokusunu gerçekten içine çekerek içmekte, bir çocuğun anlattığı saçma ama sevimli hikayeyi gerçekten dinlemekte, telefon ekranına değil de gökyüzüne bakarak yürümekte gizli.
Bizler, cümlelerin sonuna "nokta" koymaktan korkuyoruz. Her şey yarım kalacak sanıyoruz. Oysa hayat, kocaman bir paragraf ve bazen nefes almak için "virgül"lere ihtiyacımız var. Benim bu uzak kalışım, hayatıma koyduğum kocaman bir virgüldü.
Şimdi o virgülün ardından, cümleye daha güçlü, daha dinlenmiş ve anlatacak daha çok şeyi olan biri olarak devam ediyorum.
Bundan sonraki yazılarımda yine hayatın içinden, bazen canımızı sıkan ekonomiden, bazen ilişkilerin karmaşasından, bazen de bir sokak kedisinin bize öğrettiklerinden konuşacağız.
Ama en çok da, insan kalabilme çabamızdan bahsedeceğiz.
Heybem dolu döndüm. Paylaşacak çok şeyimiz var.
Tekrar merhaba!