Görünenin Ötesindeki Sessiz Kayıplar
Vahit Sunar
Kentsel Bozulma: Görünenin Ötesindeki Sessiz Kayıplar
Kentsel altyapıdaki bozulmalar, çoğu zaman dışarıdan bakınca sıradan bir “yol çalışması” ya da “geçici şantiye” gibi algılanıyor. Oysa işin arka planında çevresel, ekonomik ve toplumsal ölçekte daha derin sonuçlar var. Bu sonuçlar yalnızca şehrin estetiğini değil, günlük hayatın konforunu, ticari hareketliliği ve toplumsal güven duygusunu da etkiliyor.
İlçemizde son aylarda süregelen yol ve altyapı çalışmaları bunun iyi bir örneği. Yapılması gereken işler elbette yapılacaktır; ancak bu süreçlerin belirlenen takvim içinde, geri bildirimlere açık ve düzenli değerlendirmelerle yürütülmesi hem kamu hem toplum açısından çok daha sağlıklı olur. Aksi halde, “geçici” diye başlayan uygulamalar vatandaşın belleğinde kalıcı bir rahatsızlık hissine dönüşebiliyor.
Çevredeki düzensizlik yalnızca trafik ve gürültü anlamına gelmiyor. Belli bir süre sonra, insanların zihninde “bu düzen ne kadar sürecek?” sorusu beliriyor. İşte bu durum kamu otoritelerine duyulan kurumsal güveni zedeleyebiliyor.
Bir ülkede güven duygusu bazen en sağlam asfalt kadar kıymetlidir. Çünkü şehir yalnız binalarla değil, aynı zamanda vatandaşın devlete ve yerel yönetime duyduğu güven üzerine ayakta durur.
Bozuk yollar, geçici engeller ve yönlendirmeler özellikle engelli bireyleri, yaşlıları ve çocuklu aileleri olumsuz etkiliyor. “Bir yerden bir yere gitmek” günlük bir ihtiyaçken, bu tür durumlar sosyal hayata katılımı kısıtlıyor. Kent içinde görünmez bir izolasyon oluşturuyor.
Bir diğer kritik kayıp ise zaman. Ulaşım süreleri uzadığında yalnızca dakikalar değil, aslında yaşam kalitesinin bir bölümü kayboluyor. Literatürde buna “zaman yoksulluğu” deniyor. Bu kavram kulağa teorik gelse de, hepimizin yaşadığı sıradan gecikmelerden oluşuyor.
Karamürsel üzerinden bir hesap yapalım: İlçede nüfusun yüzde 10’unun her gün araç kullandığını varsayalım. Yaklaşık 4.800 araç demek. Her araç günde sadece 6 dakika kaybettiğinde, bu 28.800 dakika, yani 480 saat, yani günlük 20 iş günü kayıp anlamına geliyor. Bu kayıp sadece sabır ve enerji değil; yakıt tüketimi, solunan egzoz ve ithalata dayalı enerji maliyeti demek.
Yaya trafiğinin azalması, erişimin zorlaşması ve insanların bazı güzergâhları kullanmaktan kaçınması, esnafı doğrudan etkiliyor. Gelirlerdeki düşüş, ilk başta görünmeyen fakat zamanla belirginleşen bir kentsel kırılganlık yaratıyor.
Toz, gürültü, partikül madde ve kimyasal kalıntılar yalnızca rahatsızlık vermiyor; solunum yolu hastalıkları ve alerjik reaksiyonlar üzerinden sağlık sistemine ek yük getiriyor. Çevresel kirlilik çoğu zaman belediye bütçesinde görünmez, fakat vatandaşın bedeninde görünen bir maliyet olarak beliriyor.
Uzayan şantiye görüntüsü ve konforsuz çevre koşulları, taşınmaz değerlerini baskılıyor. Bu durum ilçenin yatırım çekiciliğini zedeliyor ve uzun vadeli sermaye birikimini olumsuz etkiliyor. Kısacası, yol çalışması yalnız mevcut yolları değil, geleceğin yolunu da etkiliyor.
Bu noktada en kritik ihtiyaç teknik çalışmanın kendisi değil, sürecin yönetimi. Altyapı rehabilitasyonunda şu uygulama sağlıklı olur:
Çalışması tamamlanan bölgelerde dolgu ve sıkıştırma işlemlerinin ardından en geç üç gün içinde asfaltlama yapılması.
Bu takvim hem mühendislik standartlarına uygundur hem de toplumdaki belirsizlik duygusunu azaltır.
Sonuç itibarıyla mesele sadece asfalt değil; zaman, sağlık, güven, çevre, ticaret ve refah. Kentsel altyapı yalnız kazılan yollarla değil, birlikte yaşadığımız kentle ilgili bir konudur. İyi planlandığında hayatı kolaylaştırır; kötü yönetildiğinde ise görünmeyen bir maliyet zinciri oluşturur.
Bu nedenle kentsel süreçlerde eşgüdüm, hızlı geri dönüş ve bütüncül düşünme artık lüks değil, sürdürülebilirliğin şartıdır.
Vahit Sunar
Yön. Org. Bil. Uzm.