Murat Yıldız

GELECEK KAPIYI ÇALMIYOR, KIRIP GİRİYOR!

Murat Yıldız

GELECEK KAPIYI ÇALMIYOR, KIRIP GİRİYOR!

​Eskiden "gelecek" dediğimiz şey, uzak bir ufuk çizgisiydi. Jetgiller’i izler, uçan arabaların hayalini kurar, "Belki torunlarımız görür" derdik. Ama farkında mısınız dostlar? O ufuk çizgisi artık ayaklarımızın dibinde. Gelecek artık kapıyı kibarca çalmıyor; kapıyı kırıp, salonun baş köşesine kuruluyor.

​Bugün biraz kafamızı kaldıralım ve şu elimizden düşmeyen telefonların ekranlarının ötesine, büyük resme bakalım.

​Teknoloji dünyasında sabah uyanıp akşam bambaşka bir çağa gözlerimizi kapatıyoruz. Dün "Yapay Zeka şiir yazabilir mi?" diye dalga geçilen algoritmalar, bugün doktorlardan daha iyi teşhis koyuyor, avukatlardan daha hızlı dilekçe yazıyor, hatta ressamlara taş çıkartan tablolar yapıyor.

​Peki, bu dijital devrimin ortasında biz neredeyiz?

​Korku senaryoları yazmak kolay. "Robotlar işimizi elimizden alacak," "Yapay zeka dünyayı ele geçirecek..." Hollywood filmleri sağ olsun, bu distopik hikayelere bayılıyoruz. Ama ben karamsar tarafta değilim. Ben, değişimin kaçınılmaz sancısını değil, doğumunu görenlerdenim.

​Teknoloji bir sel gibidir; önüne set çekmeye çalışırsanız sizi yutar. Ama üzerine bir değirmen kurarsanız, o enerji sizi ihya eder.

​Gelecek; kas gücünün değil, beyin gücünün, daha da önemlisi "duygu gücünün" çağı olacak. Evet, yapay zeka bir saniyede milyonlarca veriyi işleyebilir ama bir esnafın müşterisine "Nasılsın abim?" derkenki samimiyetini taklit edemez. Bir makine kusursuz bir beste yapabilir ama o besteyi dinlerken tüyleri diken diken olan yine insandır.

​Teknoloji, hammaliyeyi üzerimizden alıp bize "insan" olmamız, yaratıcı olmamız için zaman tanıyor aslında. Mesele, bu zamanı nasıl kullandığımızda.

​Bugün Karamürsel sokaklarında yürürken bile değişimi görüyoruz. Artık siparişler drone ile gelmese de, dünya avucumuzun içinde. Gençlerimiz dünyanın öbür ucundaki kütüphanelere erişebiliyor, yerel üreticimiz ürününü dijital pazarlarda satabiliyor. Sınırlar kalktı, dünya küçüldü.

​Ancak unutmamamız gereken bir "altın kural" var: Teknoloji iyi bir hizmetkar, ama kötü bir efendidir.

​Geleceğe hükmetmek istiyorsak, teknolojiyi tüketen değil, üreten; en azından onu doğru yöneten taraf olmalıyız. Çocuklarımızın eline tableti verip susturmak değil, o tabletle kod yazmayı, dünya ile rekabet etmeyi öğretmek zorundayız. Çünkü tren kalkıyor ve bu seferki tren çok hızlı gidiyor.

​Sözün özü; gelecekten korkmayalım, hazırlıksız yakalanmaktan korkalım. Değişim rüzgarları estiğinde duvar örenler değil, yel değirmeni kuranlar kazanacak.

​Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı, ama insanlığımızı unutturmadığı yarınlarda buluşmak dileğiyle…

​Kalın sağlıcakla.

Yazarın Diğer Yazıları