Pelin Yılmaz

​Hikayelere Sığmayan Gerçekler ve Buruk Bir Bayram!

Pelin Yılmaz

​Hikayelere Sığmayan Gerçekler ve Buruk Bir Bayram

​Ben duvarları değil, sokakları seven biriyim. Bugüne kadar ne anlattıysam, ilhamımı hep o sokakların sesinden, telaşından, insan yüzlerindeki o gizli kalmış hikayelerden aldım. Hayatın kaskatı gerçeği bazen o kadar ağırdır ki, ona doğrudan bakmaya tahammül edemeyiz; işte bu yüzden o gerçeği alır, hikayelerin içine sarıp sarmalar öyle anlatırız. Fakat bu bayram sabahı sokağa baktığımda, hiçbir hikayenin yumuşatamayacağı, kelimelerin aciz kaldığı bir gerçekle yüzleşiyorum.

​Adet olduğu üzere "Nerede o eski bayramlar" diyerek söze başlamak en kolayı. Hepimizin sırtında geçim derdinin, gündelik yorgunlukların, bitmek bilmeyen o tuhaf koşuşturmacanın ağır yükü var. Kendi küçük dünyalarımızda, kendi dertlerimizle boğuşurken o dertsiz bayram sabahlarını arıyoruz elbette. Ama mesele sadece bizim yorgunluğumuz değil. Başımızı kendi sokağımızdan kaldırıp dünyanın sokaklarına baktığımızda asıl yangını görüyoruz.

​Çünkü dünya kan ağlıyor.

​Hemen sınırlarımızın ötesinde, uzak coğrafyalarda insanlık onuru yerle yeksan ediliyor. Küresel güçlerin satranç oyununun ortasında evsiz kalan, gökyüzüne uçurtma uçurmak için değil, düşen bombalardan sakınmak için korkuyla bakan çocuklar var. Bir yanda insanı insanlıktan çıkaran acımasız bir savaş, diğer yanda hiçbir şey yokmuş gibi devam etmesi beklenen hayatlar... Bir öykücü olarak soruyorum kendime: Bir çocuğun elinden alınan geleceğini, gasp edilen gülüşünü hangi masal telafi edebilir? Acının bu kadar çıplak ve kaskatı olduğu bir dünyada, bayramlıklarımızı giyip kayıtsızca sevinmek ne kadar mümkün?

​Ramazan, insanın kendi içine dönmesi, halden anlaması, tokun açla, güvende olanın korkanla empati kurması demekti. Şimdi bu empatiyi sadece komşumuz için değil, üzerine ateş yağan tüm masumlar için kurma vaktidir. Bizler güvenli evlerimizde bayram sofralarına otururken, sığınacak bir saçak altı bile bulamayanların çaresizliği insanlık sınavımızdır.

​Belki de bu bayram, gözümüzü gerçeklere kapatıp sahte mutluluklar oynamak yerine, vicdanımızla yüzleşme bayramı olmalı.

​Ben hep bir hikaye anlatıcısı oldum; hayalleri kağıda dökerek onları bir nevi gerçeğe dönüştürmeye çalıştım. Bu bayram için de en büyük hayalim, kaleme alacağım en güzel hikaye barış olsun. Çocukların korkudan titremediği, sokaklarında sadece oyun seslerinin yankılandığı, acıların hikayelerle yumuşatılmaya ihtiyaç duyulmadığı gerçek bayramlara uyanmak ümidiyle…

Yazarın Diğer Yazıları