Yarın Çocuklarımızı Nasıl Gönül Rahatlığıyla Okula Göndereceğiz?
Benim de üç evladım ve öğretmen eşim var. Ve bugünlerde bir anne-baba olarak içimde büyüyen o duyguyu tarif etmek gerçekten zor: Endişe…
Hatta yer yer korku.
Gazetecilik refleksiyle olaylara daha geniş bir perspektiften bakmaya çalışıyorum.
Ancak söz konusu çocuklarım ve eşim olduğunda, hiçbir analiz, hiçbir istatistik içimdeki o huzursuzluğu bastırmaya yetmiyor.
Dün ve bugün sosyal medya ile haber sitelerine yansıyan okul çevresi olayları, şiddet vakaları ve akıl almaz cinayet haberleri, hepimizin yüreğine aynı soruyu düşürüyor:
Yarın çocuklarımızı okula nasıl güvenle göndereceğiz?
Eskiden okul dediğimiz yer; güvenin, eğitimin ve geleceğin simgesiydi. Çocuklarımızı kapısından içeri bırakırken içimiz rahattı. Öğretmenine emanet ettiğimiz evladımızın sadece ders öğreneceğini düşünürdük. Bugün ise durum maalesef farklı.
Son iki günde gündeme düşen olaylara baktığımızda; okul çevrelerinde yaşanan kavgalar, öğrenciler arasındaki şiddetin artışı, dışarıdan gelen tehdit unsurları ve kontrolsüzlük dikkat çekiyor. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler, sadece birer “haber” değil; aynı zamanda toplumun geldiği noktayı gözler önüne seren birer alarm niteliğinde.
Peki sorun nerede?
Bu sadece güvenlik meselesi değil. Bu; aileden başlayan, eğitim sistemiyle devam eden ve toplumun genel yapısına kadar uzanan çok katmanlı bir problem. Çocuklarımızın öfke kontrolünden uzaklaşması, şiddetin normalleşmesi ve denetimsiz dijital dünyanın etkisi bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Ama en büyük sorun şu:
Bizler artık “Acaba?” diyerek çocuk büyütmeye başladık.
- Acaba bugün başına bir şey gelir mi?
- Acaba okulda güvende mi?
- Acaba arkadaş ortamı doğru mu?
Bu soruların artması bile başlı başına bir tehlikenin göstergesi değil mi?
Toplum olarak artık şu gerçekle yüzleşmek zorundayız:
Çocuklarımız sadece akademik olarak değil, güvenli bir ortamda büyüme hakkı açısından da tehdit altında.
Yetkililerin daha sıkı denetim yapması, okul çevrelerinin daha güvenli hale getirilmesi, rehberlik sistemlerinin güçlendirilmesi ve ailelerin daha bilinçli olması artık bir tercih değil, zorunluluk.
Ama en önemlisi…
Bizlerin sessiz kalmaması gerekiyor.
Çünkü bugün susarsak, yarın çok daha ağır bedeller ödeyebiliriz.
Ben sadece bir gazeteci değilim.
Ben aynı zamanda bir babayım.
Ve bugün, milyonlarca anne-baba gibi aynı soruyu soruyorum:
Çocuklarımız gerçekten güvende mi?
Eğer bu soruya içten bir “evet” diyemiyorsak, hepimizin üzerine düşen büyük bir sorumluluk var demektir.