Ercan Buber

Muhteşem haftalar...

Ercan Buber

Bir memlekette basın gerçekten çok ama çok önemlidir.

Öyle “Ben asarım, ben keserim… Benim param var, çevrem var, sırtım sağlam…” demekle bu işler sonsuza kadar yürümüyor artık. 

Çünkü öyle bir döneme geldik ki; herkesin bir yerlere uzanan görünmez bağlantıları var. Kiminin siyasette dayısı, kiminin parada gücü, kiminin de karanlık ilişkilerde ustalığı var.

Bugün biri çıkıyor, yıllardır alın teri döküp oturduğunuz evinizi, hazırlanan bir tezgâhla yasal yolları kullanarak elinizden alabiliyor. Hem de sizi suçlu gibi hissettirerek…

Bir başkası geliyor, senelerce okuyup emek verdiğiniz makamınızı, mevkinizi; sırf sırtını siyasete dayadı diye bir anda elinizden çekip alabiliyor.

Yahut dara düşüp birinden borç alıyorsunuz… Sonra bir bakıyorsunuz malınız mülkünüz gitmiş, üstüne hâlâ borçlu çıkarılmışsınız.

İşte bütün bunlar olurken insanların çoğu çaresiz kalıyor. Çünkü sistem haklıdan değil, güçlüden yana işliyor. Çünkü bazı insanlar yasaların açıklarını ezberlemiş… 

Kul hakkını önemsemeyen, vicdanını cebine koymuş, “Nasıl olsa kimse konuşamaz” rahatlığıyla hareket eden öyle tipler var ki…

Ama bir şeyi hesap edemiyorlar:

Gündeme düşmeyi…

Çünkü en büyük korkuları; rezil olmak değil! Zaten reziller. Korkuları reklam olmak!

En büyük korkuları; insanların gerçek yüzlerini görmesi.

En büyük korkuları; yıllardır ördükleri sahte itibarın bir haberle yerle bir olması.

Gazeteye öyle dosyalar geliyor ki… Öyle gerçekler, öyle kirli ilişkiler geliyor ki… 

Haber yapıldığı anda birilerinin ekmeğine kan doğranıyor adeta.

Çünkü karanlık düzenlerin en sevmediği şey ışıktır. 

Basın o ışığı tuttuğu anda; hırsız da rahatsız olur, uğursuz da… 

Makamını kullanıp milleti ezen de huzursuz olur, “iş insanı” maskesiyle insanları sömüren de…

Saymakla bitmiyor…

İşte bu yüzden bir memlekette basın ne kadar güçlüyse, mazlumun sesi o kadar güçlü çıkar.

Mağdurun feryadı o kadar çok duyulur.

Haksızlığa uğrayan insan, yalnız olmadığını o kadar çok hisseder.

Yoksa yalanın, dolanın, üçkâğıdın olduğu yerde; geri kalan hiçbir sorun zaten sorun değildir. Çünkü susturulmuş bir toplumda adalet de sessizleşir.

Basın sustuğu gün; güçlünün hukuku başlar.

Kalem kırıldığı gün; vicdan da kırılır.

Ve unutulmamalıdır ki…

Gerçeklerin er yada geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

Yazarın Diğer Yazıları