Ercan Buber

Kimi cezalandırıyorsunuz?

Ercan Buber

Muhteşem haftalar diliyorum…

Havalar mis gibi… Karamürsel sahilleri sabahın ilk ışıklarıyla birlikte spor yapan insanlarla dolup taşıyor. Deniz ayrı güzel, yürüyüş yolları ayrı huzurlu… 

Bölgenin en güzel sahil şeridinde nefes almak özellikle spor yapmak isteyen herkesi Karamürsel’e bekleriz.

Ama gelin görün ki; memleketin havası güzel olsa da bazı zihinlerin içi hâlâ kapalı, hâlâ puslu, hâlâ hesap kitapla dolu…

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Ben 16 yıldır aynı koltukta oturuyorum.

Bunu özellikle söylüyorum çünkü bazıları hâlâ bu işin ne olduğunu, bu koltuğun ne anlama geldiğini kavrayabilmiş değil! Bu koltuğa beni layık görenler her geçen gün arttığı için bugün büyük bir tirajımız var. Haliyle canını sıktığımız, rahatsız ettiğimiz, uykularını kaçırdığımız büyük bir kitle de var.

Gazetecilik budur zaten…

Herkesi memnun eden değil, doğruları yazdığı için birilerini rahatsız eden adam olursun.

Geçtiğimiz günlerde 23 Nisan’da yaşananları yazdım.

Sitem ettim.

Neden?

Çünkü Ahmet Çalık’ın bir yönetici olarak sürekli gol yediğini, çevresinde örülen o örümcek ağını artık fark etmesini istedim. Çünkü bazen insanın düşmanı karşısında değil, tam yanı başında oturur.

Ama helal olsun…

Öyle ustaca bir ağ kurulmuş ki, yazdığımız eleştiriyi bile güzelleyip servis etmişler.

İşte buna profesyonel manipülasyon denir.

Sevgili takipçilerim…

Ben bu meslekte 16 yılı büyük mücadelelerle geçirdim.

Bir fotoğraf ne anlatır…

Bir yazının satır arası ne demektir…

Sidik yarışı nasıl yapılır…

Pis niyetlerle nasıl operasyon çekilir…

Kimler nasıl sinsi hesap yapar…

Ben o yollardan yıllar önce geçtim.

Bugün bu mesleği bu kadar iyi yapmasaydım, il genelinde “haber yapıyorum” diye gezen birçok isim gibi olurdum. Kimse konuşmazdı, kimse aldırmazdı, kimsenin umurunda olmazdım.

Bu tirajları da ancak rüyamda görürdüm.

Ama mesele bu değil…

Mesele 23 Nisan.

Binlerce öğrenci…

Binlerce aile…

Hazırlıklar haftalar öncesinden başlamış.

Dünyanın parası harcanmış.

Çocuklar heyecanla o günü beklemiş.

Kültür Müdürümüz Bilgütay Bağdat, hava şartlarının kötü olabileceğini öngörerek programın iptal edilmesini istemiş.

Ama yetkililer ve ilçe protokolü programın iptal edilmeyeceğini söylemiş.

Sabah Atatürk Anıtı önüne çelenk konulmuş.

Hava pırıl pırıl.

Program belli…

Çelenk töreni…

Okul programı…

Belediye önünden İlhan Çınar Alanı’na yürüyüş…

Ve ardından gösteriler…

Her şey net.

Her şey belli.

Şimdi soruyorum:

Bu program başlayıp devam edeceği belli olduğu halde…

Daha İlhan Çınar alanına inilmesine saatler varken…

Neden 23 Nisan gibi büyük bir bayram, birilerinin egosu yüzünden arabaların arasında yapıldı?

Bu kimin kimi cezalandırmasıydı?

Burada ev sahibi olarak Ahmet Çalık mı cezalandırıldı?

“Benim dediğim olmazsa size programı otoparkta arabaların arasında yaptırırım” mesajıyla ilçe kaymakamı mı cezalandırıldı?

Haftalardır hazırlanan o küçücük çocuklar mı cezalandırıldı?

Onların umutla bekleyen aileleri mi cezalandırıldı?

Yoksa bugüne kadar bu kafa yapısı ile yapılan birçok rezilliği yazmayıp sabreden ben mi cezalandırıldım?

Hangisi?

Çünkü burada ortada bir tercih değil, açık bir ego savaşı var.

Ve bedelini çocuklar ödedi.

Bayramı gölgeleyen de tam olarak budur.

Sevgi karşılıklıdır.

Saygı karşılıklıdır.

İyi niyet karşılıklıdır.

Hoşgörü karşılıklıdır.

Bir taraf sürekli üzerine düşeni yaparken, diğer taraf bunu zayıflık sanıyorsa…

Bir taraf uzatılan eli samimiyetle tutarken, öteki o eli kendi menfaati için kullanıyorsa…

Bir saatten sonra liman yanar.

Ve o yangının dumanı herkesi boğar.

Kimse masum rolü oynamasın.

Kimse “ben bilmiyordum” demesin.

Bu memlekette herkes neyin ne olduğunu da, kimin ne yaptığını da çok iyi biliyor.

Sadece bazıları işine geldiği kadar görüyor.

Ama unutmayın…

“Mürai tavırlarınızla kalbinizdeki zulmeti örtmeye muktedir değilsiniz.”

Maskeler düşer.

Perdeler kalkar.

Ve gün gelir…

Herkes yaşattıklarını yaşar…

Yazarın Diğer Yazıları