Ercan Buber

​Eksik Bir Sevinç: Gölgelerin Arasında Bayram

Ercan Buber

​Eksik Bir Sevinç: Gölgelerin Arasında Bayram

​Kapı zillerinin ardı ardına çaldığı, çocuk seslerinin sokakları doldurduğu o eski bayram sabahlarını arıyor gözlerimiz. Ancak yalan yok; bu bayram içimizde koca bir yumru, damağımızda ise o alıştığımız bayram şekerinden çok daha kekremsi bir tat var. Sevinmek istiyoruz ama içimizdeki coşku bir türlü tam anlamıyla gün yüzüne çıkamıyor.

​Hepimiz kendi küçük savaşlarımızın içine hapsolmuş durumdayız. Gündelik hayatın telaşı, ekonomik kaygılar, sokağın stresi ve bitmek bilmeyen o koşturmaca hepimizi yordu. Çoğumuz "Nerede o eski bayramlar" derken aslında eski bayramları değil, o zamanki dertsiz halimizi ve iç huzurumuzu arıyoruz. Günün ağır koşulları, hepimizin omuzlarına taşıması zor yükler bindirdi.

​Ancak başımızı kendi dünyamızdan kaldırıp dışarıya baktığımızda, asıl büyük felaketle yüzleşiyoruz. Çünkü dünya, kelimenin tam anlamıyla kan ağlıyor.

​Yanı başımızda, sınırların ötesinde ve dünyanın dört bir yanında insanlık onuru ağır bir sınavdan geçiyor. Bir yanda küresel güçlerin satranç tahtasına çevirdiği coğrafyalarda patlayan bombalar, diğer yanda evini, ailesini, yarınını kaybeden masum insanlar... Dünya topyekûn bir savaşın, anlamsız bir yıkımın ve acımasızlığın içine sürüklenmişken, bizler bayramlıklarımızı giyip hiçbir şey yokmuş gibi nasıl kayıtsızca gülebiliriz?

​Ramazan ayı; empati kurmak, halden anlamak ve nefsi terbiye etmek demekti. Sadece açın halinden değil, korku içinde sığınacak bir yer arayanın da halinden anlamak demekti. Bugün bizim bayram sofralarımız kurulurken, gökyüzünden yağmur yerine ateş yağan coğrafyalardaki çocukları düşünmemek vicdana sığar mı? Onların çaresizliği, bizim insanlığımızın da bir sınavı değil mi?

​Bu bayram, belki de her zamankinden daha fazla "farkındalık" bayramı olmalı. Sevdiklerimize sarılabildiğimiz, başımızı sokacak güvenli ve bombaların düşmediği bir yuvamız olduğu için derin bir şükür duyarken; bu temel haklardan mahrum bırakılanlar için de kalbimizi açık tutmalıyız.

​Gelin bu bayram, küskünlükleri bitirirken sadece yakın çevremizle değil, insanlığımızla da barışalım. Dualarımız, dilediğimiz barış sadece kendi evimiz ve ülkemiz için değil, tüm dünya için olsun. Çünkü bu gezegende tek bir masum çocuk bile savaşın gölgesinde korkuyla titriyorsa, hiçbir bayram tam anlamıyla bayram değildir.

​Umutların tükenmediği, barışın silah seslerini susturduğu, çocukların gökyüzüne korkuyla değil neşeyle baktığı gerçek bayramlara kavuşmak ümidiyle…

Yazarın Diğer Yazıları