47 Yıllık Zaferin Gölgesinde Kibir, Tripler ve Siyasetin Kumaşı
Karamürsel’de aylardır havada asılı kalan, izlerken insanın hem yüzünü güldüren hem de "bu kadarı da olmaz" dedirten garip bir siyasi illüzyon var.
Dile kolay, tam 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin adını bu ilçenin tarihine yazdıran bir adam var: Ahmet Çalık. Elbette bu başarı tesadüf değil; ardında 14 yıllık büyük emekler, uykusuz geceler ve inanmış dostlar var.
Fakat işin absürt kısmı tam da burada başlıyor. Sahaya bir bakıyorsunuz; AK Parti İlçe başkanı, Mecit Erdoğan ve ekibi, sanki yarın sabah seçim varmış gibi gece gündüz her taşın altından çıkıyor. İşin anormal kısmı şu: Birilerinin bu arkadaşlara ilçenin belediye başkanının partilerinden olmadığını hatırlatması gerekiyor sanırım.
Ya da bir sonraki yerel seçime daha yıllar olduğunu usulca kulaklarına fısıldamak lazım. Nedir bu sürekli sahada, sürekli bir şeyler yapmanın peşindeler. Çıta böyle yukarı çıkınca hepimizin gözüne batan şeyler oluyor.
Peki, sahada bu anlamsız telaş sürerken, 16 bine yakın oy alan Ahmet Çalık’ın partisi, yani CHP’nin İlçe Başkanı Anıl Aksu nerede, ne yapıyor? Neden göz göre göre partiye kan kaybettiriyor?
Ya da soruyu şöyle değiştireyim: Acaba kendisi o kadar aktif ve bir çok projeye imza atıyor da, benim mi gözlerimden kaçıyor sürekli? Yada siz bana abartarakmı anlatıyorsunuz bir çok şeyi?
Eminim birileri şu an, *"Koskoca ilçe başkanı iktidar sahibi sana tek tek icraatlarını mı rapor edecek Ercan, sen de taktın kafayı buna"* diyordur.
İnanın, yanılıyor olmayı çok isterim.
Fakat asıl fırtına kapıda.
Bu hafta içinde, ilçenin hatta CHP'nin çok değerli bir büyüğüyle bir araya geleceğim. Bana aktardığı ön bilgiler, yenilir yutulur cinsten değil.
"Bu ilçe başkanı varsa ben yokum" diyerek köşesine çekilen kırgın ağır toplar... "Ben oldum" kibrinin o dar gömleğiyle sergilenen tavırlar... Hepsi ekran görüntüleri ve şahitlerle masaya dökülecekmiş ve bir şeylerin sanırım çok geç olmadan önüne geçilmesi isteniyor.
Dahası varmış!
Gerek Büyükşehir’de gerekse Karamürsel Belediyesi'nde Ahmet Çalık'a olan bağlılığı ve yol arkadaşlığı ile bilinen bir ağır topun arkasından çevrilen dedikodular...
Neymiş efendim, "Maaş almıyor ama huzur hakkı alıyor, bunu gündeme getirin" diye fısıldıyormuş birilerine. Yok artık dedim!
Masada yalnız değildik senin yanında arayacağım deyince yok artık dedim.
Eğer bu iddia doğruysa, kendi partisinin bu kadar büyük bir değerine bunu yapan, başkaları için neler yapıyordur? Yada yarın neler yapar?
Vah ki ne vah!
Bunları elbette her zaman ki, gibi muhataplarına sorup dinledikten sonra gündeme getireceğim.
16 yıllık gazetecilik hayatımda bu memleketin gördüğü nice makam sahiplerini, nice isimleri yazdım. Çoğunu da kıyasıya eleştirdim.
Fakat hiçbiri "Ben oldum triplerine" girmedi.
Bazıları şunu bir türlü öğrenemediler: Siyaset yapıyorsanız, eleştiriye tahammülünüz olacak.
Ne burnunuz Kaf Dağı'nda gezecek ne de en ufak sözde ergen gibi trip atacaksınız.
Siyaset kumaşınız yoksa, o koltukları meşgul etmeyeceksiniz.
Gelelim Milliyetçi Hareket Partisi cephesine...
Geçen ay yurt dışındayken çocukluk arkadaşım Harun Baykır vekaleten MHP ilçe başkanlığını yürütüyordu, haberini de zevkle yaptırmıştım.
Geldikten sonra geçtiğimiz günlerde bir etkinlikte göreve Hüseyin Parlak’ın atandığını öğrendim. Harun kardeşimin Kocaeli MHP teşkilatında önemli bir makama gelmesi haberine ayrıca sevindim. Hayırlı uğurlu olsun.
İnşallah MHP Karamürsel teşkilatı bu yeni dönemde ivme kazanır, toparlanır.
Dedim ya, siyasetçi olmak, ilçe başkanı olmak, makam sahibi olmak bambaşka bir kumaş işidir.
Koca Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Ereğli sahilinde çocuğuyla sıradan bir vatandaş gibi gezerken kimse dönüp "Koskoca şehri yöneten adam bu mu?" demez. Aksine, o tevazu ona değer katar.
"Ne oldum" sendromu çok tehlikeli bir hastalıktır. İsminizin önüne bir sıfat, bir ek gelmeden çarşı pazarda ne kadar saygı görüyorsanız, çapınız işte o kadardır.
Yoksa bizim insanımız koltuğa kimi, neyi oturtsanız ona işini görene kadar ağam, paşam yapar.
Karamürsel gibi avuç içi kadar bir ilçede bile hala "Ben şunun başkanıyım diyerek dolaşmaya ihtiyaç duyanlar yada bende şunun başkanlığını yapmıştım acizliği ilenyaşayanlar size söylenecek bir söz yok.
İnsanlar sadece arkanızdan güler ve sorarlar: "Yıllardır hiç duymadık, nereden çıktı bu?"
Unutmayın; siyaset çalışarak, insana dokunarak ve en önemlisi seviyeyi hep aynı tutarak yapılır.
Eskilerin dediği gibi; 20 yıl bir koltuğu işgal edersiniz ama 4 dakikalık bir kibrin kurbanı olup rezil rüsva bir ömür sürersiniz.
Makam kişiyi yüceltir elbet; ama kişi ne kadar yücelirse, o kadar tevazu ve hoşgörü sahibi olur.
Aksi takdirde, giydiğiniz o bol gömlek ilk fırtınada üstünüzden uçar gider.