Karamürsel & Bonzai

Ercan BUBER'in Köşe Yazısı

Karamürsel & Bonzai Köşe Yazısı

Ben yazmaktan bıkmam , öyle hikâye’den gözdağlarına da, aldırmam; fakat siz bildiğinizi, ben de bildiğimi yapmaya devam edelim.

Uzun zamandır ilçemizde kol gezmekte olan “BONZAİ” denilen illet son günlerde adeta coştu! Sokaklarda patır, patır komaya giren küçücük çocuklar ve bu işe çanak tutan ağaları; bu ilçeden defolup gitmeden benden sizlere rahat yok! Sürekli komaya giren, hatta bir günde 2 veya 3 defa komaya girerek hastaneye gelen, yâda getirilen bu küçücük çocuklar beni kahır ediyor…

Doktorlar çaresiz…

Ne yapabilirler ki?

Sadece görevlerini yapıp müşahedeye alarak bekletiyor, ayılınca da, yürüyüp gidiyorlar.Fakat benim için önemli.

Çünkü benim de üç çocuğum var; evet bu gün küçükler, fakat yarın büyüyecekler; bu memlekette olacak hepsi. O yüzden aman bana ne! Diyip bir kenarda duramıyorum, el kadar çocukların kaldırım kenarlarında böğüre, böğüre kıvranmaları benim yüreğimi param, parça yapıyor.

Şimdi gelelim işin en can alıcı yerine, bu büyük sorunu sadece güvenlik güçleri tek başlarına bitiremezler; fakat eğer bu ilçede her birey elini taşın altına koyar ve bu hassas konu için mücadele ederse, bu soysuz köpeklerin bu zehir ile ilçemizde ki, küçücük çocukları zehirlemesini engelleriz.

Biraz duyarlı olsak yeterli; eğer sokağınız da, okul önlerin de, çay bahçelerin de, gördüğünüz anormal olayları güvenlik güçlerine bildirirseniz, onlarda gerekeni yapacaklardır. Belki de bu duyarlılık sayesin de, onlarca küçücük çocuğun zehirlenmesine engel olmuş olacaksınız. Küçük duyarlılıklar sayesin de, bu zehirli maddeleri ilçemizden yok edebiliriz.

 

BELGELER UNUTMAZ

Uzun zamandır, yaptığım haberler, şikâyet dilekçeleri, bilgi almak için gönderdiğim dilekçeler ve bunun gibi birçok belge, yeni yaptığımız ofisimize geçerken toplu halde önüme gelince, onlarla beraber uzun, uzayı oturdum! Kendi, kendime sordum? Bu kadar yapılan haberden sonra, değişen ne kadar az şey var diye! Bu beni çok korkuttu aslında; düşünsenize ortada bir haksızlık var, yalan var, iftira var, yapılan yanlışlar ve yenilen haklar var, yetmez gibi birde bunların belgeleri var; fakat yapılan çok az şey var! Yâda ortada bir hırsızlık var, göz göre, göre yapılan bu hırsızlığı herkes görmezlikten geliyor; Peki ama neden?

Döner sermaye?

Ortada bir adaletsizlik var, birçok kişi bunu biliyor ve engelliye bilir; fakat kimse ses çıkarmıyor!

Neden?

Çünkü onlar bizden…

Ortada kaybolan, hem de, fatura ile sabit bir şekilde kaybolan paralar var; fakat bunu da görmezden gelen birçok kişi var…

Ortada ihaleler de, dönen birçok yanlış ve hata olmasına rağmen kimseden çıkan ses yok?

Peki neden?

Çünkü yazan bizden, oynayan bizden…

Ortada tüyü bitmemiş yetim hakkı göz göre, göre yeniyor; fakat kimseden ses yok…

Peki neden?

Onlar bizden, siz bilmez siniz…

Evet, şimdi önce kendi, kendime soruyorum? Madem elimde bu kadar bilgi var neden hukuki yollara başvurmuyorsun diye?

Sonra koca, koca gülüyorum kendi, kendime; dursunlar bakalım diyorum, bakarsın gün gelir ilahi adalet belki yerini bulur, diyerek zamana bırakıyorum.

Ama insanın içim acıyor; birçok haberi evraklarıyla yapmışken, yâda ortada birçok kişinin itiraz ettiği yanlışlıklar, koyduğu şerhler varken, nasıl olurda her şey olduğu gibi devam edebiliyor? inanın ben anlayamadım.

Anlayan da beri gelsin.

İnsanların, gözlerinin içine baka, baka yalanı doğru gibi anlata bilen insanlar ve bunun yalan olduğunu bile, bile buna alkış tutan varlıklar olduğu müddetçe, herhalde bende sadece arşiv yaparım. Ama dediğim gibi elbet bir gün ilahi adalet tecelli edecek…

DOKUNAN YANAR…

Aslına bakarsanız, çok tanıdık gelen bir cümle, değimli? Dokunan yanar… Son zamanlar da herkesin bildiği gibi, doğruyu söylerseniz, istenmeyen adam, yâda paralel olursunuz.

Fakat bu, biat ettiğiniz an, hemen değişir ve artık sende bizdensin olur... Aslında bunu defalarca yaşadım, çoğu zaman şu sözlere çok aşina oldum; aman sana mı kaldı bu olanları yazıp çizmek, sen işine baksana, görmezden gel paranı al, işine bak. Evet, aslında ne kadar doğru değil mi? Birçok insanla kötü olacağınıza, her şeyin oluruna gitmek varken, niye, neden değil mi? Ama benim aklım almıyor? Nasıl insan göz göre, göre çocuklarına haram lokma yedire bilir. Nasıl olurda bile, bile garibin, mazlumun hakkını yiye bilir? ALLAH (cc) beni bir dilim ekmeğe muhtaç etsin, ama bana ve aileme haram yemeği nasip etmesin.

Ben eminim bu yaşanan şaşalı hayatların, bu yapılan haksız ve bencilce davranışların biteceğinden! Ama nasıl olurda akılları almaz ki! Ben Müslüman’ım diyen biri nasıl kul hakkı yer? Kul hakkı yemek öyle garibanın cebinden parasını almakla olmaz ki! Toplumu etkileyecek ve heba edilecek her işin altına girmek ve imza atmak en büyük kul hakkı değimli? İnsan vicdanının rahat edebildiği kadar, insan’dır; derdi bir büyüğüm. Ama artık öyle bir raddeye geldik ki, yapılan o kadar haksızlık ve yenilen o kadar çok hak var ki, onlar da haklı kendilerince, hangi birini düşünsünler. Gittiği yere kadar böyle değip, hem “MÜSLÜMAN” hem de “ZULÜM” yapan kişi olmayı tercih ediyorlar ya; ne diyelim.

İnsanın vicdanı, kendi mahkemesidir…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Medya İnternet
avea fatura ödeme- kredi kartı ile elektrik faturası ödeme elektrik faturası ödeme -TTNET fatura ödeme-kredi kartı ile avea fatura ödeme-Vodafone borç ödeme kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme